Odysseus’un Serüveninin Yolculuk Mitleri Bağlamında Yorumlanması

Homeros’un Odysseia’sı, Truva Savaşı’nın ardından Odysseus’un ülkesine dönüş yolculuğunu anlatmaktadır. On yıl süren bu yolculukta Odysseus, Poseidon’un hıncına uğrayarak denizde birçok tehlikeyle yüzleşir. Odysseus’un serüveni; onun zekâsı, cesareti ve direnci ile şekillenir. 

Joseph Campbell’in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nda ortaya koyduğu monomit şeması, Odysseus’un serüvenini, insanlığın ortaklaşan arayışlarının bir yansıması olarak okumayı mümkün kılar. Buna göre Odysseus’un yolculuğu: önce yola çıkış aşamasını; hemen ardından otorite figürleriyle sınandığı erginlenme aşamasını; en sonunda da edindiği bilgelikle yeniden doğduğu eve dönüş aşamasını içerir. Bu yolculuk sadece Odysseus’un dönüşümünü değil, aynı zamanda insanlığın temel arayışlarına dair ortak deneyimleri de yansıtmaktadır. 

Bu sebeple son bölümde benzer bir monomit şemasına uygun bir yapıya sahip olan Mezopotamya destanı Gılgamış’ı, Odysseus’un yolculuğu ile kısaca karşılaştıracağız. Bu serüven, yolculukları boyunca karşılaştıkları zorluklarla mücadele etmeleri sonucunda hem kendi sınırlarını hem de potansiyellerini keşfeden, dönüşen ve kazandıkları bilgelik ile yaşadıkları toplumu da dönüştüren kahramanların hikâyesidir.

Truva Sonrası Odysseus’un Yolculuğu

Homeros Odysseia’da, Truva Savaşı’ndan sonra evine dönmeye çalışan Odysseus’un serüvenini anlatır. Odysseus savaştan başarıyla ayrılır ancak Poseidon’un gazabına uğrar ve denizde on yıl boyunca savrulur. Destanda, Odysseus’un yolculuğu boyunca karşılaştığı tanrılar ve yarı tanrılar; onun ustalığını, zekâsını ve direncini sınarlar. Odysseus’un bu tehlikelerle yüzleşmesi ve üstesinden gelmesi, onun dönüşüm sürecinin sembollerini oluşturur.1Carla Bocchetti, “Odyssean Ethnography”, The Classical Review (Cambridge University Press, 1 Nisan 2003), 6. Homeros’un Odysseia destanında Odysseus’un serüveninin, bilinen dünyanın kutupları arasında, yatay ve dikey eksende gerçekleştiği görülür. Kahramanın yolculuğu, Doğu’da yaşayan büyücü tanrıça Kirke’den Batı’da konuşlanan Kalypso’nun adası arasında gerçekleşir. Ayrıca Hades’in ölüler diyarına inişi ve güneş tanrısı Helios’un kutsal adasına ulaşması da Odysseus’un “kahramanın yolculuğu”nun diğer iki kutbunu oluşturur.2Nannó Marinatos, “The Cosmic Journey of Odysseus”, Numen (Brill, 1 Ocak 2001), 1. Bu kozmik yolculuk, Odysseus’un kendi benliğinde önce bir yıkım, sonra dönüşüm ve en nihayetinde kendini keşfetme sürecini simgelemektedir.

Pellegrino Tibaldi, “Neptune and the ship of Ulysses, detail from the Room of Polyphemus” (1550-1551).

İlyada’da Odysseus, kurnazlığı ve keskin zekâsıyla öne çıkan bir Akha kahramanıdır; Truva Savaşı’nın kazanılmasında belirleyici rol oynayan Truva Atı hilesi de onun eseridir. Savaş bittiğinde Odysseus, eve dönme umuduyla İthaka’ya doğru yelken açar; ne var ki önünde uzun ve fırtınalı bir yolculuk vardır.

İlk durağı İsmaros’tur; burada tayfası doymak bilmez bir açgözlülükle yağmaya girişir ve Kikonlarla kanlı bir çatışmaya tutuşur. Fırtınanın sürüklediği gemiler, Lotus Yiyenler diyarına ulaşır. Bu topraklarda büyülü lotus çiçeğini tadan denizciler geçmişlerini, yurtlarını, hatta kendi adlarını bile unutur; tatlı bir unutuşun içinde eriyip giderler. Odysseus, bu tatlı tuzaktan arkadaşlarını, zorla gemiye sürükleyerek kurtarır.

Theodoor van Thulden; Odysseus’un, Lotus Yiyenler adasından tayfasını zorla uzaklaştırmasını tasvir eden gravür (17. yüzyıl).

Tayfasıyla beraber yoluna devam eden Odysseus, tek gözlü devlerin yani Kykloplar’ın yaşadığı topraklara ayak basar ve Polyphemos’un mağarasına sığınırlar. Bilmeden ölümün eşiğine adım atmışlardır. Koyun sürüsüyle birlikte mağaraya dönen dev, girişi kocaman bir kayayla kapatır; konuklarını fark ettiğinde ise kaptığı denizcileri parçalara ayırarak teker teker yutar. Dehşete düşen Odysseus ve geriye kalan denizciler, dar mağarada bu devle baş başa kalmanın umutsuzluğunu yaşar.

Ancak Odysseus’un keskin zekâsı, gücün yetmediği yerde devreye girer. Devi şarapla sarhoş eden kurnaz kahraman, şöyle tanıtır kendini: “Benim adım Kimse, beni böyle çağırır anam, babam ve bütün arkadaşlarım”3Homeros, Odysseia, çev. Azra Erhat ve A. Kadir (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014), 157. Polyphemos derin bir uykuya daldığında, ateşte kızdırılmış kocaman bir kazığı devin tek gözüne saplayıp onu kör eder. Acı içinde kıvranan devin haykırışlarını duyan diğer devler mağarayı kapatan kayanın ardından ona bir ölümlünün zarar verip vermediğini anlamak için seslenirler. Ancak Polyphemos’un yanıtı Kyklopların uzaklaşmasını sağlayacaktır: “Beni Kimse tepeliyor”. Ona zarar veren “kimse”nin olmadığını düşünen diğer devler oradan uzaklaşır. Sabah olduğunda tayfasıyla beraber Odysseus koyunların karınlarına gizlenerek kör devin elinden kurtulup gemilerine kaçmayı başarır.

Pellegrino Tibaldi, Odysseus kendine özgü kurnazlığıyla deniz tanrısı Poseidon’un oğlu olan Kyklop Polyphemus’u sarhoş edip kör eder (fresk, 1550 civarı).

Denize yeniden açıldıklarında talih bir süreliğine yüzlerine güler: Rüzgâr Tanrısı Aiolos, Odysseus’a ters rüzgârları hapsettiği sihirli bir tulum armağan eder, böylece güvenli bir rüzgârla İthaka’ya doğru ilerler. Ne var ki yurtlarının kıyıları göründüğü sırada, tayfanın açgözlülüğü sonlarını da hazırlayacaktır: Tulumda saklı hazine olduğunu sanıp onu açarlar; hapsolmuş fırtınalar bir anda özgür kalır ve gemileri yeniden umutsuzluğun ortasına savurur.

Odysseus’un kederli yolculuğu böyle sürerken bu kez de Laistrygonların yaşadığı topraklara varırlar. Misafirperver görünen bu halk, aslında gemilere kayalar fırlatıp denizcileri avlayan yamyam devlerdir. Odysseus’un filosunun büyük bir bölümü bu vahşi saldırıda paramparça olur, geriye yalnızca kendi gemisi kalır. Tekrar uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Odysseus’un gemileri, bu sefer de ıssız ve gizemli Aiaie adasına yanaşır. Adanın ormanları arasından yükselen görkemli sarayda, güzelliği kadar tehlikeli de olan büyücü Tanrıça Kirke yaşamaktadır. Odysseus, tayfasının bir kısmını sarayı keşfetmeleri için gönderir. Kirke, konuklarını tatlı sözlerle ağırlar, önlerine büyülü şaraplar ve yemekler sunar. Ne var ki bu ikram bir tuzaktır. Kirke asasını sallar sallamaz, denizciler bir anda domuz bedenlerine hapsolmuş canlılara dönüşürler.

Nihayet Odysseus da Tanrıça Kirke’nin adasına gelir. Ancak Tanrı Hermes’in yardımıyla Kirke’nin büyülerinden etkilenmez. Büyülerinin işlemediği Odysseus’tan korkan Kirke ona zarar vermeyeceğine ant içer ve cinsel birleşmeyle de aralarındaki güven sağlanmış olur. Şölenlerle nasıl geçtiğini anlamadıkları bir yılın ardından, unuttukları hedeflerini arkadaşlarının hatırlatmasıyla Odysseus kendine gelir ve tekrar yola koyulurlar. Dönüş yoluyla ilgili Kirke’nin Odysseus’a, ölüler diyarındaki kâhin Teiresias’tan bilgi almasını öğütlemesi üzerine Odysseus, Hades’in hükmündeki yeraltı dünyasına iner. 

Giovanni Battista Trotti; Kirke, Odysseus’un yol arkadaşlarına insan görünümünü geri verirken (1610 civarı).

Ölüler diyarının sisli karanlığında Odysseus, kör kâhin Teiresias’ın ruhuyla karşılaşır; kâhin ona yolunun önündeki tehlikeleri, Helios’un sığırlarına dokunmama uyarısını ve nihayet evine varacağı günü fısıldar. Bu kehanetle donanmış olarak yeniden denize açılan kahraman, Sirenlerin ölümcül güzellikteki ezgileriyle sınanır; tayfasının kulaklarını balmumuyla tıkar, kendini geminin direğine sıkı sıkıya bağlatır ve böylece o büyülü sesin cazibesine kapılıp da denizin dibine sürüklenen sayısız denizcinin akıbetinden kurtulur.

Herbert James, “Ulysses and the Sirens” (1909)

Yolculuk, boğazın iki yakasında pusuya yatmış çifte dehşetle devam eder: bir yanda altı başlı yaratık Skylla, upuzun altı boynuyla kayalıklardan uzanıp Odysseus’un tayfasından altı kişiyi bir çırpıda yutar; öte yanda ise devasa bir ağız gibi suları yutup kusan girdap Kharybdis vardır. Canını zar zor kurtaran Odysseus, yüreğinde altı arkadaşını kaybetmenin derin acısıyla yoluna devam eder.

Ne var ki kaderin en acımasız darbesi, güneş tanrısı Helios’un kutsal adasında vurur. Açlık çeken tayfası, tüm uyarılara rağmen tanrının sığırlarını keser ve ziyafet çeker. Bu kutsal ihlal, tanrıların gazabını üzerlerine çeker: denize açıldıklarında Zeus’un fırlattığı yıldırım gemiyi paramparça eder, Odysseus’un geriye kalan tüm tayfası dalgalara gömülür. Yalnız kalan kahramanımız, enkazın üzerinde günlerce sürüklenerek nihayet Tanrıça Kalypso’nun adasına vurur. Kalypso, Odysseus’a gönlünü kaptırır ve ona ölümsüzlük vaat ederek yedi uzun yıl boyunca Odysseus’u adasında alıkoyar. Ama Odysseus’un kalbi hep İthaka’da ve karısı Penelopeia’dadır. Sonunda Tanrıça Athena’nın yakarışları Zeus’u harekete geçirir ve Kalypso’ya, tutsağını özgür bırakmasını salık verir. Böylece Odysseus, yeniden denize açılır ve Phaiaklar’ın kıyısına ulaşır. Onun destansı serüvenini büyük bir hayranlıkla dinleyen Phaiaklar, kahramanı gemileriyle nihayet özlemini çektiği İthaka topraklarına bırakırlar.

Gerard de Lairesse, “Hermes Ordering Calypso to Release Odysseus” (1670 civarı).

Yıllar sonra evine dönen Odysseus, kimliğini gizlemek için yaşlı bir dilenci kılığına bürünür. Yokluğunda sarayını ele geçirmiş ve evlenmek için sürekli karısına ısrar eden taliplerin arasına sezdirmeden karışır. Doğru zaman geldiğinde kimliğini açığa vurur ve oğlu Telemakhos’la birlikte tüm talipleri acımasızca cezalandırır. Ve nihayet, yıllardır beklediği o an gerçekleşir: Odysseus ile Penelopeia, uzun bir ayrılığın ardından yeniden kavuşurlar.

Odysseia boyunca kahramanın yolunu kesen her tanrı, tanrıça ve mitolojik varlıklar; onun kurnazlığını, dayanıklılığını ve cesaretini sınayan birer sınav hâline bürünür. Her biri Odysseus’u yavaş yavaş bir savaşçıdan, gerçek bir kahramana dönüştüren o büyük yolculuğun taşlarını döşer.

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu

Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabında, Sigmund Freud’a bolca dönüş yaparak insanlığın düşleri üzerinden mitleri yorumlar. Bunun sonucu olarak birbirlerinden farklı kültürlerin kahraman mitlerinde, “monomit” olarak adlandırdığı ortak bir tasarının paylaşıldığını öne sürer. Bu şema; kahramanın yüzleştiği zorlukların ardından geçirdiği dönüşümü ve nihayetinde kazandığı bilgelikle geri dönüşünü ortaya koyar. İlk aşamada kahramanımız, çıkacağı yolculuğun habercisiyle karşılaşır. Bu haberci: “gündüzün duvarları arasından içinde mücevherlerin ışıldadığı karanlığa giden yolu açabilir.”4Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, çev. Sabri Gürses (İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2010), 68. Her serüven, bilinenin güvenli alanından uzaklaşmayı ve yeni edinilecek bilgelik için acı çekerek çabalamayı gerektirir. Bu sebeple başlangıçta kahramanın korku, güvensizlik veya görev duygusu sebebiyle tereddüt etmesi veya çağrıyı reddetmesi olağandır. Bu aşama kahramanın karşılaştığı iç çatışmayı vurgular.5Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 74.

Kahraman, yolculuğunun başladığı aşamada, genellikle kendisine yardımcı olacak bir yol göstericiyle karşılaşır. Onun koruyucusu olan bu kişi, bilgeliğin bir temsilidir.6Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 83. Bu sebeple de Odysseus için bu kişi, Tanrıça Athena’dan başkası değildir. Athena, hem Poseidon’un gazabına uğramış Odysseus’u denizlerde yıllarca sürecek olan sürgününden kurtarır hem de Odysseus’un oğluna bilgeliğiyle yol gösterir. Eve dönüşünün ardından yokluğunda zenginliğinden faydalanan ve karısı Penelopeia’ya talip olan herkesi öldüren Odysseus’a karşı duyulacak olan intikam arzusunu dindirmeyi sağlayacak olan da yine Athena’dır.7Homeros, Odysseia, 413.

Kahramanın yolculuğunda ilk eşiğin kapısında bir muhafız bekler; o, ardındaki bilinmeyen karanlık bir dünyanın bekçisidir. Bu dünyaya adım atma yürekliliğini ancak bir kahraman gösterebilir.8Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 94. Bu adım bizi, Campbell’in “balinanın karnı” ismini verdiği, kahramanın geri dönüşü mümkün olmayan dönüşümünün başladığı aşamaya sürükler. Balina, kahramanın yüzleşmesi gereken zorlukları ve korkuları temsil eder. Kahramanın dönüşümü, ancak bu güç tarafından yutulduğu sembolik bir ölümle gerçekleşecektir. Balinanın karnında karanlık ve yalnızlık içinde kahraman, hem kendisiyle hem de öğrenilmiş olanla yüzleşecek ve yeniden doğacaktır. Bu aşamanın önemi, kahramanın çıktığı yolculukta yaşadığı deneyimlerin, kendisini nasıl dönüştürdüğüdür.9Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 107.

“Jonah with the Whale” (17. yüzyıl)

Böylece erginlenme aşamasında kahraman, kendisinin cesaretini, kurnazlığını ve kararlılığını sınayacak olan birçok engel ve zorlukla karşılaşır; potansiyelini açığa çıkarmasına yardımcı olup zincirlerinden kurtulmasını sağlayacak bilge bir figürle tanışır.10Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 134. Ancak artık dönüşümünü sağlayacak yardımlar, yol göstericisinin ona gösterdiği merhameti gibi olmayacaktır. Odysseia destanında bu kişiler, onu baştan çıkarmaya çalışan dişi figürlerle temsil edilir. Kahraman, yolculuğuna devam edebilmek adına bu baştan çıkarmalara karşı koyabilme iradesi gösterebilmelidir. Bu yönden bakıldığında Odysseus, tayfasıyla kendisini baştan çıkarmaya çalışan Sirenlerin dışında, iki önemli dişi figürle karşılaşır. Öncelikle Kirke, bir büyücüdür, insanları hayvanlara çeviren bir tanrıçadır. Odysseus’a gelen yardım onu Kirke’nin büyüsünden kurtarsa da Kirke’nin baştan çıkarmasından kurtulması o kadar kolay olmayacaktır. Her şeye rağmen Odysseus’un dönüş yolunu bulmasında ona rehberlik edecek olan yine Kirke olacaktır.

Bize bakım veren otorite figürünün korkutucu, ego-yıkıcı ve olgunlaşmayı engelleyici yanını aşıp erginlenmemizi sağlayacak olan ise bu korkuyu şefkatiyle ikame eden bir figür olabilir. Odysseus için bu kişi, Kalypso’dur. Ancak bu ikamenin tehlikesi, yıkılan otorite figürüne güvenin yerini pekâlâ bu şefkat dolu yeni figürün doldurabilmesidir. Bu da yine erginlenme önünde bir engel oluşturur. Ne var ki Odysseus, Kalypso’nun adasında yedi yıl geçirdikten sonra sonunda tanrıların da izniyle ayrılma cesaretini gösterir.

orada Kalypso oturur, o korkunç tanrıça, güzel belikli,
aldı beni, candan baktı bana, sevdi, besledi,
seni ölümsüz kılayım, derdi, hiç yaşlanmayasın, 
ama göğsümde yüreğim bir türlü istemezdi bunu.11Homeros, Odysseia, 121.

Richard Westall, “Telemachus Landing on the Isle of Calypso” (1803)

Nihayetinde tüm bu zorlukları aşan kahraman, artık bu serüveninin sonuna gelir. Ancak dönüşümünü tamamladıktan sonra kendini eski dünyaya ait hissetmeyebilir. Tüm kayıplarının, acılarının, edindiği bilgeliğin altında ezilen Odysseus için dönüş aşaması da oldukça zorlu geçer; Athena’nın çabası, Zeus’un isteği ve Kalypso’nun yardımlarıyla dönüş için son bir yolculuğa adım atabilir. Nihayet eve döndüğünde, iki dünya arasında bir eşikte durur. Artık eski hâline dönemez, ancak bu yeni dünyasına da ait hissetmez. Bu aşamada kahraman, dönüştüğü bu yeni hâliyle eski dünyasına nasıl uyum sağlayacağını öğrenmelidir.12Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 245. Kahraman, sonunda hem olağan dünyası hem de yolculuğu sırasında deneyimlediği dünya arasında bir denge kurmayı başarır. Artık o, Campbell’in deyişiyle “İki Dünyanın Ustası”dır.13Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 258. Kahramanın dönüşü ve paylaştığı bilgi, toplumu dönüştürür ve özgürleştirir. Kahramanın yolculuğu, sadece kişisel bir dönüşüm değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşümü de tetikler.

İki Kahraman Arketipi: Odysseus ve Gılgamış

Böylece Odysseus’un maceraları, farklı yer ve zamanda ortaya çıkan ve benzer motifler içeren diğer epik mitoslarla da yapısal olarak ortaklaşmaktadır. Anadolu’dan Mezopotamya’ya yaklaşık 1300 yıl kadar geriye gittiğimizde Odysseus’un yolculuğundaki arketipsel ögeleri, bir diğer destanda, Gılgamış’ta görürüz. Gılgamış destanındaki kahraman Gılgamış’ın başından geçenler ve dönüşüm süreci, Odysseus’un yolculuğu ile benzerlikler göstermektedir. Nitekim Gılgamış, ölümsüzlüğü elde etme amacıyla giriştiği yolculukta, kendi sınırlı ölümlü doğasının farkına varmış ve kendi kimliğini yeniden inşa etmiştir. Hem Odysseus hem de Gılgamış, “kahramanın yolculuğu” arketipinin evrensel motifleri üzerinden kendi içsel dönüşümlerini gerçekleştirmişlerdir. Gılgamış, kudretli bir kral olmasına rağmen ölümsüzlüğe ulaşma çabası içerisindedir; zira kendisini tanrısal güçten yoksun hissetmektedir. Benzer şekilde tanrıları kendine hayran bırakan zekâsıyla Odysseus da Truva Savaşı’nın ardından dönüş yolculuğunda ölümlü doğasını ve zayıflığını kabul etmek zorunda kalır.

Gılgamış ve Odysseia’nın başlangıçlarının benzerliği de okuyucuların dikkatinden kaçmaz: Her iki destanın başlangıcında da kahramanın adı kasten verilmez ve birçok yer gezip birçok şey gördüğü söylenir. Gılgamışİlyada’yı haber verircesine, [insanlığın] ölümlü olduğu konusunu özellikle işler. Ana konu, bizzat şiirin ifadesiyle “[insanlığın] kaderi”dir (simatu awilutim). Bu ifade, tanrıların ölümsüzlüğünün tersine -ki sadece Utnapiştim buna ulaşmayı başarmıştır- ölüm anlamına gelir.”14Walter Burkert, Yunan Kültüründe Yakındoğu Etkileri, çev. Mehmet Fatih Yavuz (İstanbul: İthaki Yayınları, 2012), 127.

Wael Tarabieh, “Gilgamesh and Enkidu Slaying Humbaba” (1996)

Her iki destanda da tanrılar ve tanrıçalar (Gılgamış’ta İştar, Şamaş; Odysseia’da Athena, Poseidon, Zeus…) kahramanların yolculuklarını etkiler. Bilgilerinin sınırlarını aşan noktalarda onlara yol gösterir ya da karşılarına çıkardıkları engellerle onları sınarlar. Tıpkı uygarlığın dışında kalan aşırılıkları temsil eden Polyphemos karşısında Odysseus sınanması gibi Gılgamış da ormanı insanlardan koruması için Tanrı Enlil tarafından yaratılan Humbaba tarafından sınanır. Ölümsüz bir insan olan Utnapiştim, Gılgamış’ın yetkinlikliğini test eder. Her iki kahraman da kraldır, uygarlığın en tepedeki temsilcisidir. Şöyle bahsedilir Gılgamış’tan:

Dünyaya geldiğinden beri 
Saygın biriydi
(Bu) Gılgamış̧!
Üçte ikisi tanrı 
Üçte biri insandı15Gılgamış, çev. Orhan Suda (İstanbul, Yapı Kredi Kültür Yayınları, 2013), 67.

Zeus ise şöyle anlatıyordu Odysseus’u:

Hiç unutur muyum ben tanrısal Odysseus’u, 
ölümlülerin en üstünüdür akıldan yana16Homeros, Odysseia, çev. Azra Erhat ve A. Kadir (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014), 5.

Bu iki tanrısal kral, tanrıların titanlara açtığı savaş gibi kültür karşısında barbarlıkla savaşmaktadır. Gılgamış, ileride dostu olacağı Enkidu’yu yaban hayatından uzaklaştırır. Onların bu dostluğu, ancak Enkidu’nun bir kültür insanına dönüşümüyle mümkün olabilir. Öte yandan Odysseus’un karşılaştığı Polyphemos, tıpkı bir titan gibi yaşamaktadır. Poseidon’un oğludur ancak tanrısallıktan nasibini almamıştır. Odysseus, Polyphemos’u zekâsıyla alt eder ve bizzat onun gücünü kullanarak kaçmayı başarır. Ne var ki tanrısal Odysseus, kibrine yenik düşer. Onu kimin alt ettiğini duyurmasıyla Poseidon’un onu denize mahkûm edeceği gazabına uğraması bir olur.

Joseph Mallord William Turner, “Ulysses Deriding Polyphemus” (1829).

Kaynakça

  • Bocchetti, Carla. “Odyssean Ethnography.” The Classical Review. Cambridge University Press, 1 Nisan 2003.
  • Burkert, Walter. Yunan Kültüründe Yakındoğu Etkileri. Çev. Mehmet Fatih Yavuz. İstanbul: İthaki Yayınları, 2012.
  • Campbell, Joseph. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu. Çev. Sabri Gürses. İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2010.
  • Gılgamış. Çev. Orhan Suda. İstanbul: Yapı Kredi Kültür Yayınları, 2013.
  • Homeros. Odysseia. Çev. Azra Erhat ve A. Kadir. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.
  • Marinatos, Nannó. “The Cosmic Journey of Odysseus.” Numen. Brill, 1 Ocak 2001.

© 2026 Çağ Akarken 

Dipnotlar

  • 1
    Carla Bocchetti, “Odyssean Ethnography”, The Classical Review (Cambridge University Press, 1 Nisan 2003), 6.
  • 2
    Nannó Marinatos, “The Cosmic Journey of Odysseus”, Numen (Brill, 1 Ocak 2001), 1.
  • 3
    Homeros, Odysseia, çev. Azra Erhat ve A. Kadir (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014), 157.
  • 4
    Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, çev. Sabri Gürses (İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2010), 68.
  • 5
    Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 74.
  • 6
    Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 83.
  • 7
    Homeros, Odysseia, 413.
  • 8
    Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 94.
  • 9
    Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 107.
  • 10
    Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 134.
  • 11
    Homeros, Odysseia, 121.
  • 12
    Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 245.
  • 13
    Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, 258.
  • 14
    Walter Burkert, Yunan Kültüründe Yakındoğu Etkileri, çev. Mehmet Fatih Yavuz (İstanbul: İthaki Yayınları, 2012), 127.
  • 15
    Gılgamış, çev. Orhan Suda (İstanbul, Yapı Kredi Kültür Yayınları, 2013), 67.
  • 16
    Homeros, Odysseia, çev. Azra Erhat ve A. Kadir (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014), 5.

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında lisans eğitimini Türkiye politikasının sinemaya olan etkisi üzerine bir çalışmayla bitirdikten sonra felsefe alanında yüksek lisansını Nietzsche ve Foucault üzerine yaptığı tez çalışmasıyla tamamlamıştır. Şu anda yazı ve çeviri editörü olarak çalışmaktadır. Sanat, felsefe ve politikanın yanı sıra küçüklüğünden beri kendisini büyüleyen sinemayla bağını, birçok alanın iç içe geçtiği film incelemeleri yaparak sürdürmektedir. Düşünmeye ve tartışmaya verdiği önem hem yazılarında hem de değişen çağı özgürce yorumladığı Çağ Akarken podcastte ortaya çıkmaktadır. Yağlı boya yapmaya da düşkündür. Bunların herhangi birini yapmadığı bir zamanda, muhtemelen dünyanın bir köşesinde en büyük tutkularından birini gerçekleştiriyordur: gezmek, olabildiğince gezmek.

Yazarın Diğer Metinleri

Yankıyı Dinlemek: Nietzsche’nin Çekici

Yazar: Selin Melikler Yazar: Beril Üçgün Bu çalışma, Friedrich Nietzsche’nin çekiç metaforunu merkeze alarak modern dünyanın putlarını ve…

Devamını Okuyun

Erich Fromm’da Kökenlerini Nevrotik Bir Çocukluktan Alıp Tomurcuklanan Sanat: Sevmek

Yazar: Selin Melikler Yazar: Beste Kaynar Erich Fromm’un Yaşamı ve Çocukluğu Erich Fromm, 23 Mart 1900’da dünyaya gelir.…

Devamını Okuyun
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Inline Feedbacks
View all comments

Okuma Önerileri