Sayının Ontolojisi ve Bir Eşik Olarak “41”

Bu metinde “41” sayısı, yalnızca aritmetik bir değer olmaktan çıkarılıp bir eşik olarak; tamamlanmış olanın hemen ardından gelen yeni bir döngünün başlangıcı olarak ele alınacaktır. Sayıların niceliksel olmalarının ötesinde metafizik ve simgesel yanlarının da olduğundan bahsedilecektir. Bundan hareketle “41” sayısı, bilginin kapısını aralayan kavram olarak tanımlanacak ve Herakleitos tarafından fragmanlarda bahsedilen temalar ışığında bilgelik yolculuğunda bir kıyı ve bir çağrı olarak yorumlanacaktır.

Sayıların Sembolizmi ve Ontolojisi

Sayılar sadece ölçmek için değildir. Varlık hakkında bize doğrudan bir şeyler söylerler. Pisagorculardan örnek vermek gerekirse sayılar onlar için “kozmik düzen” demektir. Yani kozmosun ta kendisidir. Sayılar, “1: birlik, 2: çoğalma, 3: bütünlük, 4: adalet” gibi spesifik anlamlar taşırlar. 41 ise bizim için “eşik” kavramını içinde taşıyor olabilir. Pisagorculara göre evren, sayıların uyumundan oluşan bir müzik gibidir. Müziğin her notasının bir anlamı olduğu gibi 41 sayısının da kendi ritmi ve titreşimi evrende bir çağrı taşır. Sayılar bize basit görünebilir ama bazılarının taşıdığı sembolik yük, onları neredeyse metafiziksel bir figür hâline dönüştürür. Bu da sayıların yalnızca “ne kadar?” sorusuna değil, aynı zamanda “neyle ilgili?” ve hatta “neden?” sorularına da cevap verdiğini gösterir. Sayıların arasında göz ardı edilemez bir uyum vardır, her ne kadar bunu duyumsamasak da bazen hissederiz. İşte bu uyuma “harmonia” denir. Uyum, bir yandan niteliksel olarak ahengi sağlamakta, diğer yandan niceliksel anlamda sayılar arası oranları oluşturmaktadır. Aynı zamanda Pisagorcu gelenekte sayı, yalnızca işitilen bir öge değildir. Pisagorculara göre “harmonia” sadece seslerin değil, görünmeyenin de düzenini temsil eder. 

Ontolojik olarak baktığımızda Pisagorcular için sayının yalnızca düzen değil, varlıkla eş değer bir konumda olduğunu da görürüz. Sayı varoluşun ritmi, ahengi ve ölçüsüdür. Bu ahengi Platon’un idealar düzeninde de görürüz. Her ne kadar ilk bakışta niteliksel görünse de matematiksel ilişkilere dayanan bu düzen arka planında yoğun bir niceliksel yapı barındırır. Bu yapı da söz konusu düzenin temelini sağlamlaştıran başlıca öge olarak işlev görür. Platon’da matematik, idealar dünyasına yükselişin zorunlu bir basamağıdır. Çünkü sayı, değişen duyusal dünyanın ötesinde değişmeyeni yani düzeni temsil eder. Bu bağlamda sayı, görünen gerçek ile hakikat arasında bir geçit olur. Aristoteles’te ise form ile madde arasındaki ilişki, kategoriler aracılığıyla açıklanır; bu noktada nicelik kategorisi, var olanın ölçülebilir tarafını gösterir. Dolayısıyla Aristoteles’te nicelik formu taşıyan, sayının kendisinden ziyade varlığı konu alabilen ölçülebilir bir yöndür. Bu özellik sayının; varlığın belirli bir eylemsellikte kavranmasını sağlayan ara bir belirlenim olarak görülmesini sağlar. Ancak bu düzen ve ölçü düşüncesi, Herakleitos’ta sabit bir yapıdan ziyade, sürekli bir değişim içinde olan akışın oran ve dengesini yeniden düşünülür kılar. 

Herakleitos logostan; düzene, ölçüye ve anlama bir yolculuktan bahseder. İşte bu yolculuk, sayıların ritmini ve ahengini ortaya koyar niteliktedir.

Herakleitos’ta Sayı, Akış ve Ölçü

Herakleitos’un dünyasında hiçbir şey sabit değildir. Her şey akar. Ancak bu akışın kaotik değil, ölçülü ve düzenli bir yapısı vardır. Yani değişim bile bir düzen içinde gerçekleşir. Bu akış “Pantha Rhei” olarak ifade edilir. Sadece değişimi değil, onun ölçüsünü de ima eder. Değişim bile bir logos çerçevesinde gerçekleşir. Bu değişimi en iyi gösteren fragmanlar 12. ve 30. Fragmanlardır. Herakleitos, Fragman 12’de1“Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar; ruhlar nemli olandan buharlaşırlar.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, çev. Cengiz Çakmak (İstanbul: Alfa Yayınları, 2020), 57. aynı nehirde iki kez yıkanamayacağımız görüşü ile akışı metaforik olarak inceler. Fragman 30’da2“Bütünün kendisi olan bu kozmosu ne bir tanrı ne de insan meydana getirmiştir. O daima belli ölçülere göre yanan, belli ölçülere göre sönen ezeli ve ebedi ateştir.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, 93. ise bu kozmik düzenin hiçbir tanrı ya da insan tarafından yapılmadığını belirtir. O, her zaman olmuştur ve olacaktır: sonsuz bir ateş gibi ölçüsüne göre yanar ve söner. 30. Fragman bizi ebediyet ve ölçü kavramlarına dikkat çekmeye sürükler.

Sayılar yalnızca dış dünyayı düzenleyen araçlar değil, aynı zamanda insanın hem kendi bilincini hem de dünyayı kavrama biçimini düzenleyen araçlardır. Bir şeyi sayılar aracılığıyla saymak, onu belirlemektir; bir şeyi belirlemekse onu sınırlandırmaktır. Oscar Wilde’ın tanımlamak sınırlamaktır görüşü, bu araçsallığın oldukça güçlü bir yansıması hâlindedir. Wilde, kaleme aldığı Dorian Gray’ın Portresi’nde aynı fikri taşıyan benzer düşünceler öne sürer. Eserin genel estetik ve felsefi yaklaşımında, bir şeyin ne olduğunu belirleyenin ve ne olmadığını dışlayanın “tanım” olduğu ifade edilir. Bu yüzden bir şeyin tanımlandığı andan itibaren kalan ihtimallerin daralması söz konusudur. Tanım, canlı olan şeyi dondurur. Sanat ve güzellik de bu sebeple tanımlanamaz, yalnızca deneyimlenir. İnsanın da tanımlayamadığı zorlukta hisler ve düşünceler barındırması buradan gelir. Ayrıca insanın sabit bir varlık olmayıp akışkan olması Herakleitos’un ele aldığı fragmanlarda detaylıca işlenmiştir.

Fragman 1’de Herakleitos, her zaman mevcut olan logosun, çoğu zaman insanlar tarafından anlaşılmadığından söz eder. Logos, evrensel akıl ve düzendir; logosun ritmini yakalamanın yollarından biri ise sayılardır. Sayıların varlığa katılması ise ölçüyü meydana getirir. Bahsettiğimiz ölçü ile ortak bir zeminde bulunan logos, sayılarla birlikte aynı düzene hizmet eder.

Fragman 8’de gördüğümüz düzen kavramı da bize Dünya’nın bir ölçüye göre bölündüğünü ve düzenlediğini anlatır. Pisagorculara göre sayılar, Dünya’nın temelini oluşturan ve onun uyumunu kuran ilkelerdir. Herakleitos’a göre ise sürekli bir akış içinde de olsa bu değişim rastlantısal değildir. Ölçüye dayalı bir uyum tarafından düzenlenir. Dünya bir akış içindedir ve ölçüsünde mutlak bir uyum hâkimdir. Pisagor sabit oranları esas alırken Herakleitos dinamik oranları ele alır. Herakleitos için düzen sabit değil, değişimin ölçülü ritmidir. O yüzden de ölçü, bu denklemde can alıcı bir noktada yer alır. Antik Yunan’da ölçünün aşılması “hybris” (aşırılık) olarak ifade edilir. Bu durum yalnızca bireysel bir hata değil, kozmik düzen ihlali olmaktadır. Bu noktada ölçü yalnızca matematiksel değil, etik de bir sorumluluktur.

“41” Bir Sayıdan Daha Fazlası

Sayılar ilk bakışta niceliksel formları dışında bize bir şey ifade etmeyebilirler. Hayatımızı düzenler ve kolaylaştırırlar. Fakat amaçları yalnızca ölçüm değildir. Bazen de kendilerini sadece nicel bağlamda bir sayı olmaktan öteye taşırlar. Bu kültürde “41” öteye taşınan sayılardan birisidir. Niceliğin ötesine geçmesi onu bir sembole dönüştürür. Sayıların altında yatan anlamları içinde taşıdıkları dünyalar bambaşkadır. Bu sembol olma hâlinin getirdiği anlam birçok yansıma taşır. Türk kültüründe, “41 kere maşallah” deyimi korunma, bolluk, bereket gibi anlamlara gelir. Anadolu’da “41 gün, 41 gece süren masallar, düğünler” önemli bir yer taşır. İslam kültüründe “41 dualı muskalar” mevcuttur. 41 bu noktadan bakıldığında anlamını farklı kılan birçok örnekle karşımıza çıkar. Anadolu geleneğinde doğrudan kırk gün kırk gece sonrası gelen dönüşüm, örtük bir eşik anlayışı oluşturur. Dede Korkut Hikâyeleri ve Binbir Gece Masalları bu eşik ve dönüşüm anlayışını taşıyan oldukça güçlü örneklerdir. “Kırkın aşılması” fikri üzerinden ilerleyen Anadolu geleneği yalnızca Anadolu’ya özgü değildir; İslam öncesi Türk inançlarında kırk tamamlanmayı, onun aşılması ise yeni ruhsal durumları ifade eder. Aynı zamanda Şamanizm düşüncesinde de kırk sayısı olgunlaşmayı, bu sınırın aşılması ise yeniliğe geçişi temsil eder. Böylece 41’in izlerine en çok Anadolu’da rastlasak da kökleri çok daha eskiye dayanır. Sonuç olarak 40’ın tamamlanmışlığının (kırk makam, kırk gün) olduğu yerde, 41 bir şeyleri başlatan değişimin eşiğidir. Demek ki 41 yalnızca tamamlanmayı değil, tamamlananın hemen ardındaki yeni başlangıcı da temsil eder.

“41” Ölçünün Taştığı Nokta mıdır?

Ölçü felsefi bağlamda düzen, sınır ve ritim demektir. Ölçü varsa sınır, sınır varsa da onun aşılması imkânı vardır. Bu sebeple ölçü yalnızca düzenin değil, aynı zamanda sınırlamanın adıdır. Her sınır, aşılma ihtimalini içinde barındırır. Herakleitos’a göre evrende denge, ancak zıtlıkların gerilimiyle var olur. Yani sabit bir denge yoktur, sürekli bir mücadele vardır. Fragman 10’da3“Bağlanışlar; bütünler ve bütün olmayanlar bir arada duran ve ayrı duran, birlikte söylenen ve ayrı söylenen. Her şeyden bir, bir’den her şey.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, 53. gördüğümüz: Karşıtlar bir araya gelir ve en güzel uyum zıtlıkların geriliminden doğar, ilkesi bunu apaçık sunar. Fragman 53’te4“Savaş her şeyin babası ve kralıdır; kimini tanrı, kimini insan olarak ortaya çıkarır; kimini köle, kimini özgür kılar.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, 141. ise bu gerilimin açıklayıcısı niteliğinde bir ilke vardır: “Savaş her şeyin babasıdır” fragmanıyla Herakleitos, mutlak değişimin ve varoluşun sırrının gerilim olduğunu metaforik olarak bize söylemektedir. Burada bahsedilen savaş, dengeyi bozan ama yeni bir düzen başlatan kıvılcım görevini üstlenir.

Herakleitos için düzen, gerilimin ürünüdür. Ölçü, çatışmanın içinde kurulur. 41, bu çatışmanın başlangıç titreşimi olabilir çünkü 40’ı geride bırakıp tamamlanmanın ardından eşiğin aşımı ve bir yeniliğe yelken açma söz konusudur. Bu gerilim Nietzsche’nin Apollon ve Dionysos ikiliğinde bulunur. Apollon düzeni, ölçüyü ve sınırı temsil ederken; Dionysos taşkınlığı, aşımı ve dönüşümü ifade eder. Bu örnekle 41 sayısının bu iki ilke arasındaki kırılma ânı olduğunu varsayabiliriz. 41, ölçüyü ihlal eden değil, ölçüden yeni bir doğum çıkaran eşiktir. Ölçüyü barındıran süreç tamamlanmışlığı temsil ediyorsa taşma hâli yeni bir döngünün başlangıcıdır. Bu sebeple ölçü taşmaz, dönüşür. 

“41” Bilginin Ötesi mi? Bilgeliğin Kıyısı mı?

Bilgi (episteme) Antik Yunan’da hep aranan, en yüce değerdir. Ama bilgi daima sınırlıdır. 41 belki de bilginin taşma noktasıdır. Sınırdan sonraki ilk adımdır. Bilgi birikerek artar ama bir noktada kabına sığmaz. Belki de 41, bu taşan kabın ilk damlasıdır; bilginin ötesine fırlayan bir sezgidir. Bilgeler çok şey bilir ama anlayışa varamazlar, düşüncesini anlatan 40. Fragman’da5“Çok şey öğrenmek anlayışlı olmayı öğretmez. Öğretseydi, Hesiodos ile Pythagoras’a ve de Ksenophanes ile Hekataios’a öğretirdi.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, 40. bilgeliğin kilit noktasının anahtarı saklıdır. Gerçek bilgeliğe geçişi sağlayacak olan kavram, anlayışta saklıdır. Herakleitos’un bilgeliği bilginin kendisi sayesinde değil, anlama yetisi (nous) sayesinde yücelir. 41’den önce gelen 40 aşamasını, çok fazla bilgiyi kapsayan bir eşik olarak sayarsak; 41’i de bilginin anlayışla harmanlanmış hâli olarak tanımlayabiliriz. Herakleitos’a göre sayılar bilgiyi taşıyabilir ama 41 gibi bir sayı belki de anlayışın kapısını aralayan sezgisel bir simgedir. 41 ne bilginin dışıdır ne de karşıtıdır. O, bir kıyıdır. Bilgi o eşikte biter fakat oradan sonra başka bir serüven başlar. 41 bilgiyi inkâr etmez ama onun yetmediği anlarda fısıldar. Bilgi orada susar, anlayış konuşmaya başlar. “Episteme” kümülatif ve öğretilebilir bir bilgiyken “nous” ani ve sezgisel bir kavrayıştır. 

 “41” Bir Hatırlatmadır

41 bir çağrıdır. Bir eşiktir. Bilgiye ulaşmak istemektir. Yeni bir keşif değil, bir hatırlama sürecidir. Platon’un anamnesis teorisi6Platon’a göre öğrenme (anamnesis), ruhun daha önce bildiği hakikatleri hatırlamasından ibarettir; bilgi edinimi yeni değil, yeniden hatırlama sürecidir. Bkz. Platon, Menon, çev. Furkan Akderin (İstanbul: Say Yayınları, 2017), 81c–86b., bilgiyi hatırlamaya en güzel örnektir. Unuttuğumuz şeyi bize hatırlatan bir çan sesi, bir gölge, bir dönemeç gibidir ve bizi kendisine çekip eşikten atlamamızı ister. Eşik aynı zamanda bir kırılmayı gösterir. Geçmiş ile gelecek arasındaki ince çizginin, henüz olmayanın başladığı ama artık olanın da tamamlandığı andır. 41, bu ânın sayısal ifadesidir. 41 sadece geçmişi değil, geleceği de çağırır. Ruhsal bir çatlaktır. Geçmişin geleceği sızdırdığı bir noktadır.

Nil Tolga Devletoğlu’na ve Selin Melikler’e bu yazıdaki emekleri ve destekleri için ayrıca teşekkür ederim.

Kaynakça

Aristoteles. Metafizik. çev. Ahmet Arslan. İstanbul: Alfa Yayınları, 2021.

Heidegger, Martin. Herakleitos Üzerine Dersler (Gesamtausgabe 55). çev. Hülya Şimga. İstanbul: Metis Yayınları, 2020.

Herakleitos. Fragmanlar. çev. Cengiz Çakmak. İstanbul: Alfa Yayınları, 2014.

Kirk, G. S. Heraclitus: The Cosmic Fragments. Cambridge: Cambridge University Press, 1954.

Kirk G. S. ve Raven, J. E.. The Presocratic Philosophers. Cambridge: Cambridge University Press, 1962.

Nietzsche, Friedrich. Tragedyanın Doğuşu. çev. Ahmet Cemal. İstanbul: Say Yayınları, 2017.

Platon. Menon. çev. Furkan Akderin. İstanbul: Say Yayınları, 2017.

Tezcan, Mahmut. “Türk Halk Kültüründe Sayılar.” Halk Kültürü Araştırmaları Dergisi (1982).

Dipnotlar

  • 1
    “Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar; ruhlar nemli olandan buharlaşırlar.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, çev. Cengiz Çakmak (İstanbul: Alfa Yayınları, 2020), 57.
  • 2
    “Bütünün kendisi olan bu kozmosu ne bir tanrı ne de insan meydana getirmiştir. O daima belli ölçülere göre yanan, belli ölçülere göre sönen ezeli ve ebedi ateştir.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, 93.
  • 3
    “Bağlanışlar; bütünler ve bütün olmayanlar bir arada duran ve ayrı duran, birlikte söylenen ve ayrı söylenen. Her şeyden bir, bir’den her şey.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, 53.
  • 4
    “Savaş her şeyin babası ve kralıdır; kimini tanrı, kimini insan olarak ortaya çıkarır; kimini köle, kimini özgür kılar.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, 141.
  • 5
    “Çok şey öğrenmek anlayışlı olmayı öğretmez. Öğretseydi, Hesiodos ile Pythagoras’a ve de Ksenophanes ile Hekataios’a öğretirdi.” Bkz. Herakleitos, Fragmanlar, 40.
  • 6
    Platon’a göre öğrenme (anamnesis), ruhun daha önce bildiği hakikatleri hatırlamasından ibarettir; bilgi edinimi yeni değil, yeniden hatırlama sürecidir. Bkz. Platon, Menon, çev. Furkan Akderin (İstanbul: Say Yayınları, 2017), 81c–86b.

İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde lisans eğitimini sürdürürken, edebiyat ve felsefenin kesişim noktasında bulunan her alanda üretmeye ve düşünmeye çalışır. Okuma yazmayı ilk öğrendiği yaşlarda yazdığı şiirlerle başlayan edebiyat serüveni, üniversiteye başladığı ilk yıl dahil olduğu “Bir Yer Var” isimli kolektif öykü kitabı projesiyle kümülatif bir üretim sürecine dönüşmüştür. Felsefe lisans eğitimine devam ederken öğrenci kongrelerinde, gündelik hayatın akışı içinde deneyimlediği duygu ve düşünceleri felsefi bir zeminde temellendirdiği bildiriler sunmaktadır. Bu bildirilerde özellikle estetik, varlık, anlam üzerine yoğunlaşır; bireysel deneyimi felsefi kavramlarla birlikte düşünmeye çalışır.

Yazı yazmak, onun için yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda düşünmenin de bir yöntemidir. Bu nedenle metinlerinde çoğu zaman poetik bir dil ile felsefi kavrayış iç içe geçer. Felsefe, sanat, edebiyat insanlar ve hayat ise bu düşünsel üretimin besleyici unsurları olarak yazılarında yer bulur.

Yazmadığı zamanlarda ise okumaya, insanları seyretmeye, yeni düşünsel izlekler keşfetmeye ve hayatın farklı katmanlarını deneyimlemeye devam eder. Onun için düşünmek, yazmak ve yaşamak birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturur.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Inline Feedbacks
View all comments

Okuma Önerileri